T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Zonguldak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

İlçeler

       Merkez

      İlçe

Merkez ilçe, ilin batısında, 637 kilometrekarelik bir alanda, Türkiye Taşkömürü Kurumu ve Çatalağzı Termik Santralının üretim ve işletme sahalarıyla iç içedir. Karadeniz’de yaklaşık 17 kilometrelik kıyısı olan merkez ilçe, aynı zamanda çevresinde yer alan belde ve köylerin de istihdam, ticaret merkezidir. Zonguldak, Kozlu, Kilimli ve Çatalağzı’da farklı yerel yönetimler bulunmasına karşın, hem birbirlerine yakınlıkları hem de benzer sorunları yaşamaları nedeniyle, ilgili belediyelerce 1971 yılında Zonguldak Metropoliten Planlama Örgütü kurulmuştur. Merkez ilçe sınırları içinde kalan toprakların büyük bir bölümü jeolojik yapı, topografik özellikler ve mülkiyetten kaynaklanan sorunlar nedeniyle yerleşime elverişli değildir. Mevcut yerleşimler doğrudan kömür üretim bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Taşkömürü üretiminin yapıldığı maden ocakları, ağırlıklı olarak merkez ilçe sınırları içinde yer almaktadır. Merkez ilçe sınırları içinde mağara, orman alanları, trekking alanları, termal kaynak, sahil bandı gibi turizme konu olabilecek büyük bir potansiyel bulunmaktadır. Gökgöl Mağarası, Harmankaya ve Değirmenağzı Şelaleleri, Göldağı, Ulutan ve Milli Egemenlik orman içi dinlenme alanları, Türkali, Göbü, Kapuz, Ilıksu ve Değirmenağzı plajları özellikle yöre halkının rağbet gösterdiği alanlardır.

        Çaycuma

İlin tarıma en elverişli bölgesi olan Filyos Vadisi içinde yer alan Çaycuma, daha önceleri Çarşamba adıyla Devrek’e bağlı bir bucak iken 1944 yılında ilçe oldu. 228 kilometre uzunluğundaki Filyos Çayının yaklaşık 35 kilometrelik kısmı Çaycuma sınırları içinden geçerek, Filyos Beldesinde Karadeniz’ e dökülür. 72 kilometre olan karayolu ağıyla il merkezine ve komşu ilçelere bağlanan Çaycuma’nın, Zonguldak-Ankara demiryolu üzerinde 3 istasyon ve 6 durağı bulunmaktadır. Zonguldak-Ankara karşılıklı seferleri dışında, günün diğer saatlerinde Zonguldak-Çaycuma-Karabük hattında yolcu ve yük nakli yapılmaktadır. İlçede 1942 yılında yapılan Kokaksu (Saltukova) Havaalanı uzun yıllardan beri kaderine terk edilmişliğinden, sivil havacılık ihtiyaçları çerçevesinde ulaşıma açılması yönündeki çalışmaların başlaması ile kurtulmuştur. İÖ 2000 yılından itibaren sırasıyla Pers, Makedonya, Pontus ve Roma Krallıklarının egemenliğinde olan Çaycuma’nın, milattan sonraki dönemleri Bizans ve Türk Beyliklerinin egemenliğinde geçmiştir. Osmanlı döneminde, 1869 tarihli Kastamonu Vilayeti, 1916 tarihli Bolu Mutasarrıflığı Salnameleriyle ve 1869 yılında Çarşamba adıyla Devrek kazasına, 1883 yılında ise Bartın’a, Osmanlı Devletinin 1902 tarihli Salnameleriyle ise Çarşamba Nahiyesi olarak Zonguldak’a bağlandığı yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. İlçenin en eski yerleşim birimi olan Filyos (Teion), Filyos Çayı’nın Karadeniz’e döküldüğü alanda kurulmuştur. Filyos, İÖ III. yüzyılda ticari amaçla kurulmuş bir Milet kolonisidir. Kent ilkçağda Karadeniz’in kuzeyinden getirilen malların boşaltıldığı önemli bir ticaret merkeziydi. Çeşitli dönemlerde Roma, Bizans ve Cenevizlilerin hüküm sürdüğü beldede kale, açık hava tiyatrosu, su kemerleri, antik liman mendireği gibi kalıntılar bulunmaktadır. Filyos’da 2006 yılından bu yana arkeolojik kazı çalışmaları yürütülmektedir. Buğday, mısır, arpa, patates, mevsimlik sebze-meyve (seracılık), küçükbaş-büyükbaş hayvancılık, kültür balıkçılığı, Filyos beldesinde deniz balıkçılığı ilçenin önemli tarımsal ver hayvansal gelirlerini oluşturur. İlçede, 1970 yılında açılan ve ülkemizin üçüncü büyük kağıt fabrikası olan Çaycuma Kağıt ve Selüloz Fabrikası, Filyos Ateş Tuğla Fabrikası gibi kamu yatırımlarının yanında, tuğla, kiremit, briket, kireç, kereste, kum-çakıl, un, yem, konserve, süt ürünleri fabrikaları da bulunmaktadır. Çaycuma Organize Sanayi Bölgesi bölge halkının geleceği açısından önem taşımaktadır.

     Devrek

Doğusunda Yenice, batısında Kdz.Ereğli ve Alaplı, kuzeyinde Gökçebey ve Zonguldak, güneyinde Mengen ile komşu olan Devrek, Batı Karadeniz Dağları ile Bolu Dağları arasında kalan dalgalı ve yer yer yüksek bir arazi üzerinde kurulmuştur. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 100 metredir. 14 Mayıs 1920’de Bartın ve Ereğli kazaları ile birlikte müstakil Mutasarrıflık olan Zonguldak’a bağlanmıştır. Bu tarihten sonra bağlıları Çarşamba (Çaycuma), Gökçebey ve Eğerci Bucakları ile yönetimini sürdüren Devrek ilçesi, Çarşamba Bucağının “Çaycuma” adıyla 1944 yılında, Gökçebey Bucağının aynı adla 1990 yılında Zonguldak İline bağlı ilçe statüsüyle ayrılmaları ile bugünkü sınırları içinde kalmıştır. Ankara-Zonguldak, Zonguldak-Bartın yolu üzerinde bulunan ilçenin tek ulaşım yolu karayoludur. Ayrıca Ereğli ilçesi ile de karayolu bağlantısı bulunmaktadır. Asfalt olan bu yollar yaz ve kış açıktır. İlçenin en önemli akarsuyu Devrek Çayı olup, Abant dağlarından doğar ve Büyüksu adıyla devam eder. Yeniçağ ve Dirgine’den katılan iki önemli koldan sonra Devrek Çayı adını, Çomaklı Deresi ve birkaç ufak dere bu çaya katıldıktan sonra Gökçebey İlçesi yakınlarında Karabük’ten gelen Soğanlı Çayı’nın devamı olan Yenice Çayı ile birleşerek Filyos Çayı adını alarak devam eder ve Filyos Bucağından Karadeniz’ e dökülür. Topraklarının önemli bir bölümü ormanlarla kaplı Devrek’te doğal yetişen kızılcık, mantar gibi orman altı bitkilerinin yanı sıra buğday, arpa, çavdar, mevsimlik meyve-sebze yetiştiriciliği, seracılık, kümes ve büyükbaş-küçükbaş hayvan yetiştiriciliği, kültür balıkçılığı, kültür mantarcılığı gibi alanlarda üretim yapılmaktadır. Kereste, yonga, levha-sunta, mermer, kireçtaşı, çivi, lastik ürünleri, salyangoz işleme fabrikaları yörenin endüstriyel alandaki belli başlı yatırımlarıdır. Bastonculuk yörenin simgesi olmuş el sanatlarındandır. Yaklaşık yüz yıllık geçmişi baston yapımcılığı günümüzde daha da geliştirilerek sürdürülmektedir. Yedigöller Milli Parkı, Bostandüzü orman içi dinlenme alanı ve Milli Egemenlik Parkı yörenin en önemli rekreaktif alanlarıdır. Akarsularda olta balıkçılığı, orman alanlarında ise kara avcılığı yapılmaktadır.

         Gökçebey

Zonguldak-Ankara demiryolu üzerinde bulunan ve 1845 yılına kadar, “Tefen“ adıyla Bolu Sancağına bağlı 4 divandan (nahiye) oluşan bir kaza olan Gökçebey , bu kimliğini Cumhuriyetin kuruluşuna kadar korumuştur. Cumhuriyet döneminde nahiye yapılan Tefen’e, 1963 yılında “Gökçebey“ adı verilmiş ve 1972 yılında beldede Belediye teşkilatı kurulmuştur. Devrek ilçesine bağlı Gökçebey beldesi 3644 sayılı yasayla 1990 yılında ilçe statüsüne getirilmiştir. Yüzölçümü 15.153 ha olan ilçenin % 60’ı ormanlarla kaplıdır. Denizden yüksekliği 51 metre olan Gökçebey ilçesi, yüksekliği 906-1179 metre arasında değişen sekiz tepeyle çevrilidir. Filyos Irmağı, Karabük ilinden gelen Soğanlı Çayı ile birleşerek ilçenin kenarından geçer ve Filyos beldesinde Karadeniz’e dökülür. İlçenin doğusunda Bartın ili ve Karabük’ün ilinin Yenice ilçesi, batısında Zonguldak Merkez İlçe ve Çaycuma ilçesi, güneyinde Devrek ve Yenice ilçeleri, kuzeyinde Çaycuma ilçesi bulunmaktadır. Ankara - Zonguldak kara ve demir yolları üzerinde bulunan Gökçebey ilçesine, Saltukova Havaalanı 27 kilometre uzaklıktadır. İlçe son yıllarda sanayi alanında görülen yatırımlarla dikkati çekmektedir. Panel radyatör, seramik, yapı elemanları, kum-çakıl, kereste, deterjan, un, çiçekyağı fabrikaları, ilçenin önemli istihdam alanlarıdır. Pamukdüzü, Kabalaklı, Çamlık gibi yerler yörenin başlıca piknik ve mesire yerleridir. Bakacakkadı beldesinde faaliyete gösteren 100.Yıl Atatürk Hizmet Köyü, yeme-içme tesisleri, konaklama tesis, havuz, spor tesisleri, yürüyüş ve piknik alanları gibi aktiviteleriyle ilimizin en göze çarpan turistik tesisi görünümündedir. Asar Tepesi ve Gaziler Köyünde kale, sütun ve mezar kalıntıları, Hacımusa beldesinde ise ağaç işçiliğinin ürünü olan Herkime Evleri bulunmaktadır.

  Alaplı

İlçe topraklarının önemli bir bölümü ormanlarla kaplı olan Alaplı ilçesi, Alaplı Irmağı’nın denize döküldüğü alanda kurulmuştur. Genel olarak dağlık ve engebeli olan arazi iç kısımlarda doğru yükselirken, sahile yaklaştıkça alçalır. En büyük yükseltisi Aladağ, en yüksek tepesi 1637 metre ile Bacaklıyayla’ dır. İlçenin en önemli akarsuyu olan Alaplı Irmağı, Ormanlı beldesinin güneyinden 710 metre yükseltili Atyaylası Tepesi yakınlarından doğar, geniş bir vadide basamaklar yaparak kimi yerlerde 600 metreyi bulan genişlikte, 22 kilometre uzunlukta akar ve ilçeyi ikiye bölerek Karadeniz’e ulaşır. İlçede Karadeniz iklimi hüküm sürmekte, yazları serin, kışları ılık geçmektedir. Yaz kış ısı farkı 15, yıllık ortalama sıcaklık 13, toprak sıcaklığı ortalaması 16 derecedir. Bol yağış alan ilçenin yıllık ortalama yağış miktarı 1163 milimetredir. İlkçağda “Cales” adıyla bilinen Alaplı’nın tarihi Kdz.Ereğli ile özdeş olup, kalıcı izler Cenevizlilere dayanmaktadır. Cenevizlilerce ‘Somakol’ (som altın kolları) adı verilen ilçe, 1326’da Orhan Bey zamanında Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Alaplı Irmağı’nın oluşturduğu düzlüklerde buğday, mısır, arpa, patates, mevsimlik sebze-meyve, fındık, ceviz yetiştirilmekte, büyükbaş-küçükbaş hayvan, kümes hayvanı besiciliği, kültür balıkçılığı ve kıyılarda deniz balıkçılığı yapılmaktadır. İlçede son yıllarda iplik, tekstil, kereste, boru, profil, un ve fındık işleme fabrikalarının yanında, sandal, tekne ve gemi yapımı gibi endüstriyel faaliyetler de sürdürülmektedir. İlçenin devlet karayolundan başka ulaşım imkanı yoktur. Ereğli İlçesi Gülüç Beldesinden itibaren başlayan karayolu güzergahı önce Alaplı, oradan da Akçakoca sınırına kadar deniz kenarından seyreder. Bir tarafında, denize dik inen yamaçların ve sık aralıktaki derin vadilerin yeşili, diğer tarafında gözün alabildiğine bir ufka yayılı, elini uzatsan tutulacak yakınlıktaki irili, ufaklı koylarına doluşan masmavi deniziyle, eşsiz güzellikleri kucaklayarak devam eder. Alaplı, deniz ve yayla turizmi açısından son derece elverişlidir. Kocaman ve Belediye Plaj Tesisleri, Bölüklü Yayla, Kavukkavla piknik alanı yörenin en önemli turistik çekicilikleridir.

         Kdz.Ereğli

Şehir, kuzeybatıda Keştepe (Keşif Tepesi) ve Maltepe, kuzeyde Kaletepe (Heraklea Tepesi) , kuzeydoğuda Örencik ve Hacıhasan Tepesi, doğuda Göztepe (Gözetleme Tepesi) ve Elmatepe olmak üzere yedi tepeyle çevrilidir. Bu tepelerden Elmatepe 1960’ lı yıllarda Ereğli-Düzce karayolu yapımı sırasında ortadan ikiye bölünerek yol güzergahına dahil edilmiş, ERDEMİR sahası içinde kalan bölümü ise 1992 yılındaki büyüme çalışmaları kapsamında tamamen kaldırılmıştır. 1961 yılında yapımına başlanan Ereğli Demir ve Çilek Fabrikalarının kurulabilmesi için Göztepe’ nin arkasında Gülüç Irmağına kadar uzanan alanda, o zamanki adıyla Filtepe düzlenerek molozlarla denize doldurulmuş ve çok büyük bir alan elde edilmiştir. Denize dik yamaçlarla inen bu tepeler arasındaki vadilerden Handeresi, Kemer, Tabakhane ve Kabasakal Dereleri akmaktadır . Kale Tepe 150 metre ile şehrin en yüksek tepesidir. Hemen altından başlayan bir yelpazeyle kıyıya doğru genişleyen eski Ereğli bu tepenin eteklerine kurulmuştur. Katip Çelebi’nin Cihan-nüma adlı eserinde liman kent anlamına gelen Bender-Ereğli olarak anılan şehir, sanayi kimliğine karşın güzelliğinden, estetiğinden ve doğallığından bir şey yitirmemiştir. Anadolu Kavağına 105 mil deniz mesafesinde olan ve Pontus Heraklesi harabeleri üzerine kurulu şehir, Alaca ve Bababurnu’ nun oluşturduğu doğal dalga kıranla yıldız ve poyraz rüzgarlarına kapalı, eşsiz bir limana sahip olması nedeniyle, çevrenin en eski yerleşim yeridir. Kdz.Ereğli’nin büyümesi ülke ekonomisinde önemli bir yer tutması ve dış dünyaya açılması Ereğli Demir ve Çelik Fabrikalarının ilçeye kurulması ile mümkün olmuştur. Kdz.Ereğli ilçesinin bilinen en eski iki mahallesi Orhanlar ve Süleymanlar mahalleleri olup, isimleri Osmanlı döneminde verilmiştir. Doğal bir liman konumundaki Kdz.Ereğli, Megaralı ve Boiotialı kolonilerce kurulmuş, daha sonra adı Herakleia Pontica olmuştur. Frig, Kimmer, Lid, Asur, Med, Makedon, Roma, Bizans, Ceneviz ve Selçuklu uygarlıklarına mekan olan ilçe, 1320 tarihinde Orhan Bey zamanında Osmanlı egemenliğine geçmiştir. İlçede antik çağdan ve daha sonraki uygarlıklardan kalan birçok tarihsel kalıntıya rastlamak hala olasıdır. Kale, sur duvarları, su kemerleri, deniz feneri, su sarnıcı, Ayasofya kilisesi, Bizans kilisesi, Halil Paşa Konağı, Hoca Nasrullah Efendi türbesi kentin tarihsel / kültürel geçmişinin izlerini taşımaktadır. Yarı tanrı Herakles’in (Herkül) Kerberus’la savaşımına mekan olan Cehennemağzı Mağaraları, hem ilkçağın önemli kehanet merkezi, hem de ilk Hıristiyanların gizli ibadet yeri olması gibi özelliklere sahiptir. Kent içindeki parklar, Kırmacı,Çeştepe mevkileri, Kızılcapınar ve Gülüç baraj gölü çevresi, Belediye ve Erdemir plajları,Çavuşağzı, Kireçlik, Kandilli sahilleri yöre halkının rağbet ettiği başlıca rekreasyon yerleridir.